EYLÜL YAĞMURU 4. BÖLÜM
Muhammed Cemil Cömert

Muhammed Cemil Cömert

İrfan Meclisi

EYLÜL YAĞMURU 4. BÖLÜM

07 Mart 2019 - 23:36 - Güncelleme: 08 Mart 2019 - 07:35

EYLÜL YAĞMURU 4. BÖLÜM


Böylesine bir iyiliği hak etmediğini düşünüyordu, karmakarışık duygular içindeydi, kederli hali yerini düşünceye bırakmıştı, elleri sevinçten mi yada kararsızlıktan mı titriyordu buna anlam vermiyordum, o sırada baygınlık geçirip yere yığılmıştı, ne yapacağımı şaşırmış bir halde idim, Buket bana bir şeyler yap dercesine bakıyordu, soğukkanlı olmalıydım, bir ambulans çağırıp acile götürmem gerekiyordu,gözlerim birden duvarda asılı duran ilk yardım dolabına ilişti, ama gerekli olan malzemeler yerinde yoktu, vitrindeki kolonya olacağını düşünüp hızlı bir şekilde aramaya koyulmuştum ama nafile bir kolonya bile yoktu evlerinde. Nabzına baktığımda halen atıyordu, son bir gayretle kucağıma alıp koşar adımlarla karşıdaki devlet hastanesine götürmek üzere bir taksi çevirip acile diye bağırdığımı hatırlıyordum hay aksi Buketi tamamen unutmuştum telaşımdan.
Buket tamamen aklımdan çıkmıştı, birden Aysel’i öylece bırakıp Buketin yanına doğru koşmaya başladım.Buketi kucağıma alıp evin anahtarıyla birlikte taksiye doğru ilerliyordum.Buketi kucağıma alıp kapının kilidini arama telaşındaydım ki ansızın çalan telefonla irkildim.Korkak ve tedirgin duygular içinde düşüncesiz bir biçimde ahizeyi kaldırdım.

--Alo kiminle görüşüyorum?

--Aysel hanımla görüşmek istiyordum.

--Siz kimsiniz?

--Ahmet derseniz kendisi beni çok iyi bilir, onun ilacı bende
Ne biçim ağızlardı bunlar diye düşünmeden kendimi alamıyordum.Ama öğrenmek istiyordum, sorduğumda pek de iç açıcı yanıtlar ve yalanlarla dolu bir konuşma meydana çıkmıştı.Evet tahmin ettiğiniz gibi bu ses öldü dediği eşinden bir başkası değildi.Telefonda ki sesle aramızda şu diyaloglar geçti’gini gün gibi hatırlıyordum.Ne için aradığınızı öğrenebilir miyim?

--Bakın beyefendi ben Buketin babasıyım.

--Babası mı?

--Evet ben Ahmet Pişkin oğlu , Buketin babası

--Beni böyle sorgulayan birini tanımak isterim doğrusu

--Kusura bakmayın, şimdi kafam öyle karıştı ki ne diyeceğimi bilemiyorum.

--Neden, ne oldu ki?

--Boş verin, benim kim olduğum önemli değil şimdi?

--Şimdi Aysel hanımı düşünmek zorundayım.

--Neden ne oldu ki Aysel’e, yine bayıldı mı?
 
--Evet ama siz bunu nerden biliyorsunuz? 
 
-Aldığı uyuşturucuların etkisi bünyesini sarsmış olmalı?

--Uyuşturucu mu?

Alaylı bir ifade ile kahkaha atarak devam etti telefonda ki ses;

--Evet, yaşadığı travmadan kurtulması için yüksek dozda eroin enjekte ettim de ha. ha, ha

--Bunun hayatına mal olacağını biliyor musunuz?

--Boş verin bunu kendisi istedi ben değil, sonuçlarına katlanması lazım değil mi?
Kızgın bir ses tonu ile telefonu son sözlerimi söyleyip bu anlamsız konuşmaya son verdim.

--Peki boş verdiğiniz bu insanı neden rahatsız ediyorsunuz, acılar içinde olması size zevk mi veriyor? sakın bir daha Aysel hanımı rahatsız etmeyin yoksa karşınızda beni bulursunuz anlaşıl dımı?
O sırada anahtarı alıp kapıyı kapatır kapatmaz taksiye doğru koşmuştum, evleri hastane binasının karşı kısımlarında olduğu için bir kaç dakika içinde hastane aciline gelmiştik. Ne olursa olsun ve ne yaşamışsa yaşasın bir insanın acılar içinde kıvranmasına tahammül edemezdim.İnsan hayatı bu kadar ucuz değildi çünki. Saat gece yarısını çoktan geçmişti ki hastane odasında gözlerini aralayarak:
-Ne oldu bana?

--Sadece bir baygınlık geçirdiniz.

--Buket, buket nerde?

--Telaş etmeyin ve kendinizi yormayın, buket uyuyor.

Gözlerini bir kaç dakika bana dikerek, sanki bir şeyler soracakmış gibi bir kaç dakika öylece kaldıktan sonra derin bir nefes alarak:
-
--Atilla söylediklerinde ciddisin değil mi?

--Elbette hem de hiç olmadığım kadar

--Neden yapıyorsun bunu hem de hiç beni tanımıyorsun ki?

--İnsanlık öldü mü? Aysel hanım

--Çok, çok iyisin biliyor musun?

--Bırakalım şimdi bunları, senin hayatın benim için çok önemli iyilik mevzu bahis değil.
Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum, daha hayatının baharında olan biri eriyor ve ben buna bir şey yapamıyordum ve o can alıcı cümleyi kullandığında ise kederli ve nemli olan gözlerim artık dayanamadı ve Eylül yağmuru gibi ansızın boşalıverdi.

--Sizden şimdi bana söz vermenizi istiyorum.

--Evet sizi dinliyorum.

--Bana bir şey olursa Bukete bakmanı istiyorum bunun için bana söz ver.

--Saçmalamayın lütfen size bir şey olmayacak, yine eskisi gibi Eylül yağmurundan sonra çıkan gökkuşağını izleyeceksiniz, ama ille de söz vermemi İstiyorsanız unutmayın ki ben bu sözü gece klübün’de daha önce vermiştim.
İkimizde birbirimizi teselli edercesine sarılıp hıçkırıklara boğulmuş ve bir kaç dakika öylece kalakalmıştık.
Sanki yeni kavuşmuş sevgililer gibi bir his hakimdi içimizde, öylesine sımsıkı birbirimize sarılmıştık ki bizi görenler yıllardır birbirimizi görmediğimizi ve hasret gideren ve birbirlerine ölesiye bağlı sevgili demekten kendilerini alamamışlardır diye ağlarken hemşirenin sesi ile ayrıldık.

--Bu anı bölmek istemezdim ama ilaç vakti geldi.

--Hadi sil bakalım göz yaşlarını biraz toparlan, ilaç vaktin geldi bak.

--Haklısınız ama göz pınarları dolmaya görsün bir anda boşalıyor hemen duygulanınca dedi gözlerini silerek.

İlaçların sakinleştirici olduğu birkaç dakika sonra etkisini göstermesinden anlaşılmıştı.
Ağlayan gözleri yerini derin bir uykuya vermiş derin soluklar alarak uyuyordu o sırada
hemşireye dönerek bir şeyler sormam gerektiği hissi içimi kapladığı zaman iyi haberlerini almak istercesine yalvaran gözlerle hemşireye dönerek;

--Daha ne kadar buradayız söyler misiniz bu ortam beni ve onu rahatsız ediyor da.

--Doktorla görüşür görüşmez çıkabilirsiniz dedim.

Aslında iyi olduğuna kanaat getirmemiş ve aklımda yanıt bulmaya hasret sualler vardı.
Rabbim bir insan bu kadar saf ve temiz olabilir mi ve neden bu musibetler hep iyi insanları buluyor diye kendi kendime düşünüyorken buketin hıçkırıkları ile irkildim, bir yandan ağlıyor beri yandan ise sanki benden bir şeyler istercesine anlamlı bir eda ile gözlerimin içine bakıyordu.
Müşahede odasında oturduğum bir ara bir yabancının beni gözetlediğini fark etmiş, kaçamak bakışlarla kim olduğunu anımsamaya çalışıyordum, birkaç dakikadan sonra konuşmalarından kim olduğunu anlamıştım.

O gece Aysel’i takip eden o yabancı olduğunun farkına varmıştım ki beni tanımadığıma kanaat getirerek Aysel’in odasına çıktığını gördüm, önce davranıp koşar adımlarla asansörle birlikte Aysel’in bulunduğu kata gelmiş ve yanına ulaşmıştım, korktuğum başıma gelmesin diye ani adımlarla hareket ediyor ona ulaşmaya çalışıyordum ki acı bir çığlık sesi ile yerimden ok gibi fırladığımda aklıma ilk gelen Aysel ve buketti çok geçme den çığlığın sesinin bir akıl hastasına ait olduğunu fark ederek derin bir nefes aldım, müşahede odasına girdiğimde ise buketin annesi ile hasret giderdiğini görünce daha bir rahatladım......

-Şükürler olsun gözlerini aralamışsın

--Sen olmasan ben ne yapardım bu koca şehirde

--Bırak canım bunları mühim değil önemli olan sen ve buket

--Hem sana bir sürprizim var doktor beyle görüştüm sağlığına kavuştuğunu söyledi.

--O halde artık yatağa bağlı olmayacağım değil mi?

--Evet şimdi de biri daha sağlığına kavuşacak Aysel tabi izin verirsen.

Gözlerinde ki tebessüm daha bir artmış, sevincine bir sevinç daha eklenmiş ve gülerken gözlerinin içi gülüyorken birden hüzünlü bir biçimde ağlamaya başlamıştı, aslında sevinçten mi yoksa ayrılıktan mı ağladığına bir anlam verememiştim.
Ama bu durumu bilmesi ve alışması gerekli idi, buket’in sağlığını düşünüp her şeyden kararını çok çabuk vermesi gerekliydi.
Artık kaybedilecek vakit yoktu bir an önce buketin Almanya ya doğru hareket etmesi lazımdı, bu bir anne için en tarifsiz bir acı olacaktı, dokuz ay karnında taşıdığı nice zahmetlere gark olduğu yavrusu bir ay yanında olamayacaktı, ama sonunda acıları sevince dönüşecek ve eski yüreğindeki acısı biraz olsun hafifleyecekti, hasta yatağında derin düşüncelere dalmış ve her ayrılık sözcüğünü duyduğunda derin nefeslerle içini çekiyordu ağlayarak ama buketin sağlığını düşünmesi gerekiyordu, her acının sonunda bir mutluluğun olduğunu unutmamasını bilmesi gerektiğini defalarca söylemiştim bütün gücümü toplayarak son defa soruyordum defalarca sorduğum soruyu;

--Bak Aysel her şey hazır daha ne düşünüyorsun sadece 30 gün yani bir ay ayrı kalacaksın biliyorum bir annenin evladından ayrı kalmasının ne demek olduğunu bu onun için gerekli hem istersen bizde gideriz bütün düşündüğün bu ise ameliyattan bir gün sonra gideriz............
 

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • dursun kise
    10 ay önce
    nacizane olarak yazınız senaryoya dökülüp film yapılmalı bence.